SÜNNETLER VE HAYATIMIZ

NEBÎ-İ EKREM (S.A.V.)’İN SÜNNETİNE NEDEN UYMALIYIZ

 

İki cihan saadetine kavuşmak, ancak ve yalnız Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.)’e tâbi olmaya bağlıdır. O’na tâbi olmak için îmân etmek ve islâm ahkâmını öğrenmek, bunu hakkıy­la tatbîk etmek lâzımdır.Âhirette cehennemden kurtulmak, yalnız Nebî (s.a.v.)’e tâbi olanlara mahsûstur. Dünyada yapılan bütün iyilikler, bü­tün keşifler, bütün haller ve bütün ilimler, Resûlullâh sallalahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in yolunda bulunmak şartı ile âhirette işe yarar. Yoksa, Peygamberimiz (s.a.v.)’e uymayan­ların yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ona âhirette fayda vermez.

 

Allâhü Te’âlâ (bu hususu beyan sadedinde) şöyle bu­yuruyor: “(Resulüm), şöyle de ki: “Eğer siz Allah’ı sevi­yorsanız, hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âi-i imran: 31) Yine Allah (c.c.) buyuru­yor: “Onun için hem Allah’a, hem de bütün kelimelerine imân getiren O ümmi peygambere, Resulüne imân edin. Ve O peygambere uyun ki doğru yolu bulaşınız.” (Araf: 158) Muhammed b. Alî Tirmizîder ki: Resul (s.a.v.)’de takip edile­cek örnek, O’na uymak, O (s.a.v.)’in Sünnetine tâbi olmak ve söz ve fiilde O (s.a.v.)’e muhalefeti terk etmektir. Resûlullâh (s.a.v.) Bilâl b. el- Haris (r.a.)’e şöyle buyurmuşlardır: “Ben­den sonra terk edilen Sünnetimden bir Sünneti kim ihya ederse, O Sünnet ile amel edenlerin sevabından hiçbir şey noksan olmadan onların sevabı gibi kendisine sevâb verilir. Kim ki kötü bir bid’at icâd ederse, ondan Allah ve Resulü razı olmazlar (kitâb ve Sünnete uygun olmaz), ona o bid’atı işleyen insanların günâhlarından bir şey noksan olmadan aynı günâh yazılır.”

 

Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki: “Peygamberin çağırışını, aranızda birbirinizi çağırış gibi tutmayın. İçinizden birbi­rini siper edip sıvışıp kaçanları Allah muhakkak biliyor. Bunun için, Peygamberin emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir belâ inmesinden, veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” (Nûr s.63)

“Her kim de, kendisine doğru yol apaçık belli ol­duktan sonra, Peygambere aykırı harekette bulunur ve Mü’minlerin yolundan başkasına giderse, onu, döndüğü sapıklıkta bırakırız, Âhirette de kendisini cehenneme ko­yarız ki o ne kötü bir dönüş yeridir” (Nisâ 115).

 

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Yemin ederim ki birçok insan (âhirette), başı boş olan hayvanın sudan uzaklaştığı gibi, benim havz-ı kevserimden uzaklaşırlar. (O benim Ashabımdan sanarak) onları çağırırım ve şöy­le derim: Uyanın gelin (buraya yönelin), uyanın gelin, uyanın (buraya) gelin. (Onları benim havz-ı kevserimden uzaklaştıranlar) derler ki: Onlar senden sonra dinlerini değiştirdiler. Bunun üzerine: Kahrolsun cehennemlikler, kahrolsun cehennemlikler, kahrolsun cehennemlikler”

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: “Benim Sünnetimden yüz çevirenler, benden (benim ümmetimden) değildir. Kitâb ve Sünnette bulunmayanı bizim dînimize kim so­karsa, o reddolunmuştur.” Mikdam (r.a.)’den rivayet ettikleri Hadîs’te şu ziyadeyi zikrettiler: “Uyanın, Allah’ın Resulünün haram kıldığı şey, Allah’ın haram kıldığı şey gibidir. Resûlullâh (s.a.v.)’e, (bir hayvan) sırtında kitâb gelince şöyle buyurdular: “Kendi peygamberlerinden başkasına veyâhûd kendileri­ne gönderilen kitâbdan başka kitaba meyledip kendi pey­gamber ve kitâblarından yüz çevirmeleri bir kavmin aptal­lığına ve cahilliğine yeter de artar.” Ebû Bekir (r.a.) şöyle buyurmuşlardır: Resûlullâh (s.a.v.)’in yaptıklarından hiçbirini terk etmedim. Hepsini işledim. Eğer Resûlullâh (s.a.v.)’in Sün­netini terk edersem, hak ve hidâyetten sapmaktan korkarım.

 

PEYGAMBER (S.A.V.)’E İTAAT, ALLAH’A İTAATLE EŞDEĞERDİR

Peygamberimiz (s.a.v.)’e uymak Allah (c.c.)’nun emridir. Resûlullâh (s.a.v.)’e uymamak islâm nimetine saldırmaktır. Resûlullâh (sav): “Getirdiklerime değil de, kendi isteklerine tâbi olanlarınız îmân etmiş sayılmaz.” buyurmuşlardır. Diğer bir Hadîs-i Şerîfte: “Sünnetimi zayi eden kimseye şefaatim haram olur” buyurdular. Sünneti zayi’ etmek O (s.a.v.)’e ve O (s.a.v.)’in getirdiği islâm Dînine uymamak de­mektir. Diğer bir Hadîs’te; “Sünnetimi muhafaza eden kim­seye Allâhü Te’âlâ dört haslet ikram eder. İyi kimselerin kalblerinde muhabbetli olur. Kötü kimselerin kalblerinde heybetli olur. Rızkında genişlik olur. Dîninde sağlam ve güvenli olur.” buyurmuşlardır.

O (s.a.v.)’e uyduğun kadar O (s.a.v.)’e ümmet olursun. Ak­sine dünyaya bağlandığın kadar O (s.a.v.)’in yolundan ayrılır; O (s.a.v.)’e uymayı bırakırsın. Meşhur Hadîs’lerde buyrulur ki; “İnsanların bozulduğu, yolların, milletlerin ayrıldığı zamanda Sünnetime yapışana yüz şehîd sevabı vardır. O zaman Sünnetimi elde tutmak, ateş korunu elde tutmak gibidir. Onu ne atabilir, ne de tutabilir.”

 

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: “Birzamân gelir, o zaman Sünnetime kıymet verilmez, bid’atler çıkar. Sünnetime uyan garib olur, yalnız kalır. İnsanların çıkardığı bid’atlere uyan elli hattâ daha çok arkadaş bulur.” buyuruldu. Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) bizden sonra bizden üstün kimse olur mu? dedi­ler. Resûlullâh (s.a.v.) “Evet” diye buyurdular. “Yâ Resûlullâh! Onlar sizi görürler mi?” dediler. “Hayır” diye cevâb verdiler. “Yâ Resûlallâh! O zamanda onlar nasıl olurlar?” dediler. Cevaben; “Sudaki tuz gibi. Suda tuzun erimesi gibi kalbleri erir.” buyurdular. Ashâb: “Ya Resûlullâh! O zaman onlar nasıl yaşarlar” diye sordular. O (s.a.v.) de; “Sirke içinde kurt gibi” buyurdular. “Dînlerini nasıl korurlar?” dediler. O (s.a.v.) de “Avuçtaki ateş koru gibi. Bırakırsa söner; tutar veya sıkarsa elini yakar.” buyurdular.

 

Son peygamber olarak Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.), âlemlere rahmet olarak gönderil­miştir. Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen; “(Habîbim), biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâs. 107) buyrulmuş-tur.Allâhü Te’âlâ, âlemlere rahmet olarak göndermiş olduğu Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’e öyle bir yetki vermiş ki O Resul size neyi emretmişse onu alın, neden sakındırmış ise ondan kaçının” buyurmuşlardır.Başka bir Âyet-i Kerîme’de de “(Resulüm) de ki; Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (Âl-i imran s. 31) diyerek Allah’ın rızâsını kazanmanın ve bağışlanmanın tek yolunun Allah Resulü (s.a.v.)’i sevmek ve O (s.a.v.)’e tâbi olmak oldu­ğunu beyân etmiştir.

 

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Ashabı (r.a.e.) bizzat gör­dükleri ve sohbetinde bulundukları ve var bildikleri herşeye Allah ve Resulü (s.a.v.)’i tercîh ettikleri için Allah’ın razı olduğu topluluk olarak yaşamışlar ve Allah rızâsını kazanmışlardır. Bi­zim de dünya ve âhiret saadetini elde etmemizin yolu düzgün bir itikada, sâlih bir amele sâhib olmaktan geçmektedir. Bu da; ilimsiz, amelsiz ve ehil olmayan kişilerin arkasından gitmekle değil, ilmini, ahlâkını, ehliyetini islâm âleminin kabul ettiği müc-tehid imamların yani dört mezhep imamının arkasından gitmekle elde edilir.

 

 

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Size, Allâh’dan korkmanızı ve başınızdaki bir köle de olsa emirlerini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6)

İçinizden kim (o zamanda) yaşarsa birçok ihtilâflar gö­recek. Bu zamanda aman ha Sünnetime ve doğru yola ile­tilmiş Râşid halîfelerimin Sünnetine sarılın. Ona sıkı sıkıya (azı dişlerinizle bir şeyi ısırır gibi) yapışın. İşlerin sonradan uydurulanından sakının. Zira her sonradan uydurulan şey bid’attir. Her bid’at da sapıklıktır. Her sapıklığın ise yeri ce­hennemdir.” (Tirmizî, İlim, 16)
 

SÜNNETE UYMANIN YOLU

Bir kimsenin sahîh bir hadis görüp, hemen amel edebileceğini zannederek, onunla fetva vermesi uygun değildir.  İmam Ahmed  b. Hanbel (r.h.) böyle alelacele fetva vermenin caiz olmadığına ve üstelik fıkıh ve marifet ehli âlimlere, bu hadîsle amel edilip edilemeyeceğinin sorulmasının şart olduğuna işaret etmektedir. Onlar bu hadîsin amel etmeğe elverişli olup olmadığını (ve hadisin nasıl anlaşılması gerektiğini) kendisine söylerler.

Sünnete uymak isteyen Müslümanın kulağına fısıldanan diğer bir dışı süslü söz de “Müslüman, başkasına (alimlere, imamlara) değil Rasûlullah (s.a.v.)’e uymakla emrolunmuştur”  sözüdür. Bu sözü söyleyene deriz ki: Seni, “Sünnete sarılmaya teşvik eden ve sünnetin ilmen ve amelen terkinin hüsran ve dalâlet olduğunu söyleyen mezheb imamlarının hidâyet üzre olmadıklarını ve Rasûlullah (s.a.v.)’e ittibâ etmemiş olmadıklarını gerektirir. Bu yüzden de sen Rasûlullah (s.a.v.)’e uymak için onlarınkinin mezhep imamlarının dışınmda bir yol arıyorsun demektir. Sen onları, sanki Allah (c.c.)’nun Kitabı ve Rasûlü (s.a.v.)’in sünnetinden bir delile dayanmaksızın, insanlar için helâl ve haram konusunda hükmü kendileri veren ruhbanlar şeklinde düşünüyorsun. Halbuki onlar, onları seven birisinin tasavvur ettiğinden daha çok sünnete bağlıydılar ve onlar kendilerinden sonra gelenlere sadece, müezzinin imamın tekbirlerini arka saflara ulaştırması gibi, Rasûlullah (s.a.v.)’in emirlerini ulaştırıyorlardı.

 

Bu hakikatten habersiz olan yıkıcı  bir cerayanlar insanı, imamlar hakkında kötü düşünmeye, onların ilmî ve ameli faziletlerine leke sürmeğe sevkeder. Bir de kendilerini onlardan üstün görürler ve kaza, fetva, fıkıh ve fikir adamlarının asırlar boyu iftihar ettikleri, İslâm dîninin senedi olan o büyük şahsiyetlere karşı, ne söylediğini bilmeyen kişileri hakem tâyin ederler.

Kaynak:

(Eşref Alî et-Tehânevî, Hadîslerle Hanefî Fıkhı, 1.c. 3-4; Kadı İyâz, Şifâ-i Şerif, 395-397; Seyyid Alizâde (r.h.),Şir’atü’l İslam s. 15; İmâm-ı Nevevî, 40 Hadîs , 125-126; İmamların İhtilaflarında Hadislerin Rolü, Muhammed Avvame, s.55-57.)